uçsuzbucak
Islanan hayallerimi asıp kurutuyorum şu günlerde. Yağmur dinmiş. Güneş ‘yine gideceğim’ der gibi doğsa da aldırmıyorum. Sen geldin ya.. Hüzünleri erteliyorum şu günlerde.
Kulağımda dolaşan renkli bir melodi. Baharın güzelliğinden mi senin güzelliğinden mi bilemem. Ama umursamıyorum artık nedenleri. Bazen sonuçlar korkutuyor beni.. Aslında sonlar hep korkutur beni. Ben alışığım ya ıslak demirlerin soğukluğuna, silik fotoğraflara. Yalnızlık korkutmaz ya beni aslında. Çekip giden herkesi haklı bulurum da. Ben hep mi haksız olurum giderken. Ve her solukta içimde büyüyen kaçma isteğini bir kenara bırakıp alışabilir miyim kalmaya diye korkarım.
Ama bu sefer sen öyle bir kal ki ayaklarım utansın gitmekten. Sen öyle güzel bak ki, onların bakışlarını göremeyeyim bu sefer. Sen öyle bir dokun ki tenime, nefesini öyle güzel gezdir dudaklarımda. Dilim utansın hoşça kal demeye. Gözlerine baktığımda eksiksiz ürpersin içim. Başkalarının gözlerine mesken olmasın keşkelerim artık. Bütün arzularımı sende biriktireyim.
Çünkü ben yalnızlığımı özlemekten yoruldum. Durup durup çocukluğumu düşlemekten sıkıldım. İlk aşkın artık benim olmayan kekremsi tadını silmekten yara oldu dudaklarım. Dudaklarımın çirkinliğinden sevmeye utandım. Gözlerim hep bir şeyi arar gibi baktığından gözlerimi kaçırdım herkesten. Ben her özlediğimde yalnızlığıma sığındım. Artık yalnızlığım sen ol istiyorum.
Islanan hayallerimi asıp kurutuyorum şu günlerde. Yağmur dinmiş. Parmak uçların dokunmuş saçlarıma. Tenime kokun sinmiş. Sen geldin ya bütün umutlarım maviye boyanmış. Birikmiş keşkeleri temizliyorum şu günlerde. Düşlerim sana nasıl da açmış…
Her seferinde gülüşün diyorum biliyorum. Artık gülmekten vazgeçersen belki susabilirim.
Ama sen bana inat her fotoğrafta biraz daha gülüyorsun. Sen fotoğraflarda gülmezdin halbuki. Son fotoğrafında öyle bir gülmüşsün ki. Bana değil. Yanındaki çirkin kıza gülmüşsün. Anlatabiliyor muyum? “Ben güzelim, kadınlar berbat. Neden buna gülmezsin, neden hep mutsuzsun?” Diyor sevdiğim bir kadın sevdiğim bir şarkıda. O diyor ama. Benim nedenlerim öldü artık. Nedenlerimin katili oldun. Sahi sen katil olabilir miydin? Pekâla olursun aslında. Sen gülüşünl- Hayır bu cümlenin devamını getirmeyeceğim. Bir sonraki cümlenin de. Hatta bu paragrafında.
Aklıma yeni bir fikir geldi. Artık katil ben olacağım. Kimin katili olacağım farketmez. Ama içime saldığın bu orospu çocuğu duygularla herkesin katili olabilirim. Sanırım artık seni görmemeliyim. Görmediğim zaman normalleşiyorum zaten. En fazla birkaç yazılık, birkaç rakılık acıyorum. Sen yanımdayken noluyor bilmiyorum. Buram buram sen kokuyorum. Kokular unutturmaz bilirsin. Sonra bir de direğini sızlatıyor o koku burnumun. Ama ağlayamıyorum. Herkesin yanında ağlayamam ben, onu da bilirsin. Benim hakkımda ne çok şey biliyormuşsun. Bu aslında kötü birşey. Çünkü biz her yanyana geldiğimizde öpüşmek dururken sürekli konuşuyoruz. Bok var sanki hiç susmadan konuşuyoruz. Çünkü biz iyi arkadaşız. Ben seninle iyi arkadaşcılık oyunu oynarken sen bunu fazla ciddiye alıp gerçek zannettin sanırım. Sen gerçek sandığın bir oyunun içinde yaşarken ben oyunu sürdürmek zorunda kalıp gerçekle tanışamadım. Hangimiz daha sefiliz? Ama gözlerinin içine bakıyorum. Çok sakin oturup gözlerinin içine bakıyorum be adam. En ağır aptallar bile anlar sarılıp uyumak istediğimi. O kadar bağırarak bakıyorum. Sen aptal değilsin biliyorum. Ama beni istememe ihtimalini kabul etmeyeceğimden aptal olarak alıyorum.
Neyse gülüşün diyordum. Ama artık dememeliyim. Fonda bir kadın “ölsem damarlarında” diye bağırıyor. Yine sabah oluyor.
Ilık bir umut tazeliğinde uyandım o sabah
Mutlulukla yıkadım yüzümü önce
Tüm kötü düşünceleri fırçaladım dişlerimden
Kokunu çektim topraktan üzerime
Ve giyindim en güzel sen’i üstüme
Güneşle gülümsedin bana sıcacık
İçimi ısıttın taze hislerinle..
Gel dedin, unut yaşanmışlıkları
Yaşanamayan yerlere gidelim seninle..
Korktum önce,
Sonra çıkardım zırhımı ısrar etmeden.
Daha önce hiç duymadığım bir şeyler fısıldadın kulağıma
Sevdim, güldüm..
Sen de söyle hadi benim şarkımı dedin..
Güldüm, söyledim..
Umut kırıntılarımızı paylaştık
Deştikçe daha çoklarını bulduk ceplerimizden
Ne biriktirdiysek farkında olmadan
Paylaştık..
Güzeldi, sevdim..
Ben gidiyorum dedin sonra, kal sağlıcakla!
Hadi ayrılık şarkısını söyleyelim şimdi de birlikte..
Söyledik, sevmedim..
Gittin, üzüldüm..
Sert bir kahve kokusuyla uyandım bu sabah
Boşlukta yıkadım yüzümü önce
Ceplerimdeki tüm kırıntıları boşalttım..
Giyindim en katı zırhımı üstüme
Sonra kendi kendime bir şarkı söyledim
Yeni, renksiz..
Derin bir nefes aldım, güldüm..
Sonra yine normale döndüm,
Kendime yettim.
Gözlerim kapalı
Ama görüyorum herşeyi
Dudaklarımda tonlarca yük
Konuşmayı bırak
Kımıldamıyor bile
Hayır anlatacak fazla birşeyim yok
Belki dinlerken şaşırırım diye
Ya da gülerim belki. Kimbilir
Üzerime sağanak gözyaşları yağıyor
Mecazsız
Aslında bağırıyorum
Hıçkırıyorum bazen
Bakıyorum aslında yüzlerine
Tek tek
Görüyorum
Mecazsız
Uyumuyorum hayır
Açık bilincim
Bilinçaltım konuşuyor
Hayır daha çok bağırıyor
Onu da duyuyor bilincim
Bilinçaltım altüst oluyor
Ben yaşıyorum aslında
Herkes yasımı tutuyor
Mecazsız
Üzerimi toprak örtüyor
Islak
Kokusu tam sevdiğim gibi
Hayret
Umut verirdi bir zamanlar toprak kokusu
Şimdi içimi karartıyor
İçim
Bende mi bilmiyorum
İçim ben mi?
Ben miyim yoksa içim
Her şey benim mi için?
Hayır ölmedim aslında
Mecazsız
Yaşayacak çok şey var daha
Yazacak, konuşacak
Hayır diriliyorum aslında
Boşver içim, görmesinler beni
Duymasınlar
Anlamasınlar gerekirse boşver
Uyumuyorum ben aslında
Yeni uyandım daha
Son’un başladığı sonsuzluğa
Mecazsız
Duyuyor musun bir çocuk ağlıyor. Çocuklar hıçkırıyor duyuyor musun? Çok önemli birşey kaybetmiş olmalılar. Belki en sevdikleri oyuncaklarını, belki de en sevdikleri insanların sevgilerini. Bir rüya görmüşlerdir belki. Birden büyümüşlerdir rüyada. Korkmuşlardır belki çocuk ruhlu büyük hallerinden. Belki oyuncak yerine silah verilmiştir ellerine. Erkek çocukların kıyafeti mavi değil yeşil renk olmuştur artık. Asker yeşili.. Kızlarınki de pembe değil kırmızı olmuştur belki. Kan kırmızısı, bayrak kırmızısı…
Erkek çocuklar rüyalarında şehit olurken ağlıyordur belki. Kızlar ise şehitlerinin kanlarını üzerilerine giydikleri için… Bazı çocuklar da siyaha bürünmüştür belki. Siyah takım elbiselerinin içinde fikirlerini savunurken çıkan gürültüden korktukları için ağlıyorlardır.
Belki güçlü olmayı çok isteyen cılız bir çocuk, büyük adam olup arkadaşını yumruklarken görmüştür kendini rüyasında. Güçten korkup ağlamıştır belki. Ya da el üstünde tutulan küçük bir kız, şımarık bir kadın olup artık iyice yaşlamış olan annesine bağırırken görmüştür kendini. Sevgiden korkup ağlamıştır belki…
Siz de duymuyor musunuz ağlama seslerini? Her yerde ağlayan çocukları görmüyor musunuz? İyice yaklaşın. Çok uzakta değil, kendinize yaklaşın.
İçinizdeki çocuğun nasıl ağladığını duymuyor musunuz?
Kalbimdeki dikiş izleri sızlamaya başladı. Hayırdır, yine mi gidiyorsun? Gelişini hayırdan sayıyordun ya zaten, giderek ne yapıyorsun?
Madem yine yara açacaktın kalbimde neden ellerinle diktin ki eski yaralarımı? Neden izin verdim ki ben buna? Bıraksaydın kendi kendine kabuk bağlasaydı yaralarım. Boşversene kalsaydı izleri. Belki daha çabuk iyileşmezdi ama daha güçlü iyileşirdi. Sızlamazdı belki artık. Madem tekrar sökecektin dikişlerimi kanata kanata, neden baştan sürdün ki elini? Peki ben nasıl izin verdim? Ama allahın cezası neden öyle baktın, neden öyle güldün!?
Sen gitmek için mi geldin?..
Birlikte geçirdiğimiz son mutlu yazdan birkaç kare var canlanan gözümde. Biraz silik. Ama gülüşün hep canlı. Gülüşün çok canlı. Gülüşün çok fazla. Gülüşün sahilde geçirdiğimiz o güneşli gün kadar mutlu..
Ama şimdi sen güldükçe dudağımın yanındaki çizgiler çekiliyor kalbime doğru. Sen güldükçe gözlerimde yağmur yağıyor kalbime doğru. Biraz bencil olabilirim ama madem gidiyorsun, artık gülmeni istemiyorum. Artık gülmen çok fazla acıtıyor canımı. Yaralarımı diktiğin, yaralarımı söktüğün, yaralarımı siktiğin ellerinden bile çok. Madem gidiyorsun, lanet olası gamzelerinin ölmesini istiyorum. En çok gamzelerin benimdi. Gamzelerin bendi…
Şimdi beni öldürmeni istiyorum.
Cem Adrian - Bana Özel
Hep “başka” oldu o. Saçlarını düzeltişinde bile başka bir tavır vardı.. Ne hikayeler anlatırdı. Bıkmadı hiç konuşmaktan. Ağlamaktan hep korktu. Çok çabuk sinirlendi hep.. Yanımda sinirinden ağladı. Ama bana hiç sinirlenmedi. Çok “başka” paylaştık onunla. Başka güldük, başka konuştuk.. Şarkılar söyledik bağıra bağıra.. Buna bayılırdık. Ki hep aynı şarkıları severdik. Birlikte söyleyeceğimiz o kadar çok şarkı var ki…
Çok başka sevdim onu ben. Başka bir yerde oldu bende. Onunla güldüğümüz şeyler, paylaştığımız hikayeler, söylediğimiz şarkılar başka bir yer etti içimde.. Hepsini sevdim. Çok sevdim..
Daha nice kahkahalara, hikayelere, şarkılara.. Birlikte nice anılara.. Hep böyle “başka” ol.
Kutlu olsun doğduğun gün. Mutlu olsun senelerin…
(Source: youtube.com)
Buralar çok soğuk
Zaten ben herkesten fazla üşürüm. Ama yinede bu aralar fazla soğuk. Bide ben herkesten fazla hasta olurum..
Bu aralar özellikle üşütmekten korkuyorum. Kafayı!
Soğuktan nasıl korunur bilemediğimden çok fazla hayal kuruyorum. Hayal kurarak ısınmaya çalışıyorum..
Hayali sevgililerim oluyor mesela. Hayali yerlerde hayali hayatlar yaşıyoruz. Bazen ya gerçeklerde hayalse diye düşünüyorum. Hatta gerçeklerle hayalleri ayırt edemiyorum. Dedim ya üşütmekten korkuyorum..
Neyse.. Gerçeklerle hayallerin yer değiştirmesini istiyorum.
Hayali sevgililer diyordum. Onlar çok güzel oluyorlar. Çok fazla seviyorlar. Ama ben de öyle sıkılıp kaçmıyorum hemen. Onları ben de seviyorum. Mesela saçlarını kokluyorum, uyurken nefes alış verişlerini izliyorum falan. Böyle çok aşık insanların yaptıklarını yapıyoruz. Güzel oluyor.
Aşk mı dedim ?
Ben aşkı bilmem ki. Ben hiç aşık oldum mu ki? Nereden bilecekmişim nasıl bişeymiş aşk! Öyle uzun süreli sevgili hayatı falan ne anlarmışım! Hem ne hakkım varmış benim hayal kurmaya?
Karşıma her çıkandan sıkılmışım
Elimi her tutandan kaçmışım
Beni çok sevenden korkmuşum
Az sevenden de bıkmışım..
Huysuzmuşum, hırçınmışım
Daralmışım, bunalmışım.. Hep uzaklaşmışım…
Ama buralar çok soğuk.
Bide ben herkesten çok üşürüm. Yok, ısıtacak biri olmadığından değil nedeni..
Yeni birşey öğrendim; korku üşütürmüş insanı.
Laf aramızda, ben kaybetmekten çok korkarım.. Belki de bundandır buraların soğukluğu…
sevgimxl asked: Bir solukta okudum,yazdıklarınızı çok beğendiim :)
Çok teşekkür ederim.. Bayağı oldu yazdıklarımı paylaşmayalı ama en kısa zamanda yeni yazılar ekleyeceğim :)
“Ölüm kadar soğuk dudaklarım” dedi.. Sakın gelme.
Bir yaz günü rastlamıştım ona. Sıcaktı.. Tenimi kavuran güneş kadar sıcaktı dudaklarındaki tebessüm.
Birden geldi, birden gördüm, birden güldü, birden sevdim onu.
sıcacık sevdim…
Bir yaz günü rastlamıştım ona. Dar bir sokağın dar bir barının önündeki dar bir iskemlesinde otururken.
Geniş yerler yoktu oturmaya. Sığarız dedim, gel yanıbaşıma.
Geniş zamanlar yoktu sevmeye. Olsun dedim, gel hemen sevelim.
Hemen tutalım ellerimizi
hemen dökülsün aşk kelimeleri
hemen sevişsin ruhlarımız
hemen öp beni..
Ben zaten çok bekledim seni.
Sen zaten çok özledin beni…
Bir yaz günü rastlamıştım ona. Sıcaktı.. Tenimi kavuran güneş kadar sıcaktı elleri, boynu, dudakları
dokununca ellerim tenine, yağmur yağdı. Burnuma bir koku çalındı. Derindi. İçimi huzurla dolduran toprak kokusu kadar güzeldi.
o’nun kokusuydu…
Söylenebilecek bütün kelimeleri kullandık aşk’a dair ne varsa. Seğretmeye doyamıyorum seni derdi. Öpmeye doyamıyorum.
Hep taştık,
hiç doyamadık.
Bazen taş’tık. Kırıldık.
Birbirimizi sıkıp suyumuzu çıkardık.
Bazen de ekmeğimizi birbirimizden çıkardık. Doyamadık..
Bir kış günü görmüştüm onu son kez. Dar bir evin dar bir odasında. Toplarken eşyalarını.
Dokununca ellerim yüzüne, bir şiir mırıldandı. Kulağıma bir melodi çalındı. Donuktu. İçimi boğan cenaze marşı kadar hissizdi.
Burnunu kulağıma dayadı. Soğuktu. Fısıldadı;
Geniş zamanlar yok kalmaya dedi. Olsun dedim, hemen git.
Hemen dökülsün gözyaşlarımız
hemen kanasın ruhlarımız
hemen ölelim..
Ben zaten çok yordum seni.
Sen zaten çok üzdün beni..
Birden karar verdi, birden toplandı, birden ağladı, birden gitti.
Ayak seslerinin gürültüsü yapışınca boğazıma, gözlerime yağmur indi.
Soğuktu. Islak demirler kadar soğuktu gidişi.
Soğuktan dudaklarım çatladı.
Ama son kez öp beni demiştim. Son kez sığınmak istemiştim dudaklarına. Hissettirmeden, sessizce.
Öpemem dedi. Öpersem gidemem..
Ama artık gitmeliyim. Sen burda kal..
Artık kaçmalıyım. Sen hoşça kal..
Artık ölüm kadar soğuk dudaklarım. Sen böyle kal.. Sakın gelme…
Bugün yine özledim seni..
Bunu yapmamam gerekiyor, biliyorum. Hergün kendime ihanet ediyorum. Ama elimde değil bugün bir daha özledim seni. İnsan hiç hissetmediği birini bu kadar özleyebilir mi? Burnunu gömüp boynuna kokusunu içine çekmediği, iliklerine kadar hissetmediği birini, yokluğunda iliklerine kadar kanayarak sevebilir mi?
Gerçi ben hayalimde her gün yapıyorum bunu. Dudaklarım boynunda uyuyorum. Hatta bazen rüyalarıma geliyorsun, çok mutlu oluyorum. Dudağımın yanağımla buluştuğu küçük çukurdan öperek uyandırıyorsun beni. Bütün gün gülümsüyorum. Bazen gerçekten geldiğini, gerçekten hissettiğini hissettiklerimi, gerçekten sevdiğini ve senin de özlediğini düşünmekten kendimi alamıyorum. Sonra senin şimdi başkasının yanında uyuduğun düşüncesiyle irkiliyorum, kasıklarıma sert bir yumruk iniyor. Bir düşünce damarlarımı patlatıyor. Ağzımda yayılmaya hazır bekleyen gülüşümü yarıda kesiyor keskin bir bıçakla. Ama artık ağlayamıyorum. Bilirsin ben suçluluk hissettiğimde ağlarım en çok. Artık sen kanamalarım suçluluk hissettirmiyor. Artık sadece senin hayalinle mutlu oluşumdan korkuyorum. Artık en büyük suçum, en büyük ayıbım senin düşüncenin gülümsetmesi beni.
Oysa ben ne severdim gülmeyi.
Sen ne severdin kahkahalarımı.
Şimdilerde kahkahalarım yerine kâh çığlıklarımın kâh hıçkırıklarımın sesi yankılanıyor duvarlarda. Ve şimdilerde en çok duyduğum ses sensizlik. Bir de çok yemek yiyorum sen gittiğinden beri. Yediğim yemeklerin hepsinde sensizlik sosu, sensizlik kokusu..
Herkesle sizli-bizli oldum. Sensizlikten, bizsizlikten, sessizlikten..
Neyse ne diyordum?
Bugün yine özledim seni. Yarın yine özleyeceğim. Gelen gideni aratır ya hani, sen gittikten sonra bir türlü sevemedim gelen sensizliği…
Gitmeni istemiyorum. Hayır şuanda olmaz. Sence de çok erken değil mi? Gitme!
Yapacağımız birsürü şey var daha. Konuşmuştuk hani. Saymıştık hepsini tek tek. Saatler sürmüştü hani. Hatırladın mı? Küçük bir kafe açacaktık biz mesela. Kediler olacaktı içinde. Bir de piyano. Birlikte çalıp söyleyecektik hani. Daha beraber bile uyuyamadık. Uyuyacaktık hani. Nefesim yanağında olacaktı. Sırtını kaşıyacaktım ben senin. Öyle uyuyacaktın. En sevdiğimiz hayalimizdi bu hani. Sence de çok erken değil mi? Nereye gidiyorsun?
Yanlış yaptığını biliyor musun? Vazgeçmemelisin. Bu kadar erken değil. Hemen pes edemezsin. Çok üzüleceğini biliyor musun? Çok üzüleceğimizi.. Birlikte yapmayı planladığımız şeyler arasında üzülmek yoktu hani. Hep taşacaktı içimiz. Hislerimiz bedenimize sığmayacaktı hiç hani. Ama hep mutlu olacaktık biz. Hep gülecektik. Vazgeçemezsin… Vaz mı geçtin?
Oysa vaaz geçiyordu bilir kişiler senin vazgeçtiğin yerde.
Nasıl duymadın? Bilir kişileri geçtim. Kendini de mi duymadın? İçin benim. İçin bende.. Bana taşıyor bedeninden hislerin. Biliyorsun. Bildiğini biliyorum. Nereye gidiyorsun?
Susuyor musun? Konuşmak neden bu kadar zor gelir giderken? Gerçekten gidiyor musun? Ben daha şimdiden sana susarken ve senin için avaz avaz haykırıyorken sen susuyor musun?
Tamam git. Gideceksin zaten, git. Ama önce ölmeme izin ver. Havalı bir intihar yolu bulmalıyım. Senin ölümünden güzel olmalı ölümüm. Giden sensin ya hani, kalan ben. Ben daha acı ölmeliyim. Gitmeden önce dudaklarını kullanmama izin verir misin? Bu sefer öpmek için değil, ölmek için. Gözünden düşüp dudağına sığınmıştım hani. Şimdi dudağının alt katından atlamalıyım. Sonra kaza süsü verip intiharıma gidersin.
Beni artık ne kirpiklerinde, ne gözlerinde, ne dudaklarında bulabilirsin.