uçsuzbucak
Bir hikaye düşüyor ağzımdan son kez, kırk yerinden yamalı
Neresinden tutsan çürümüş ellerim
Ah ki ne güzellerdi parmakların dolaşırken üzerinde
Çocukluğumuzun en ağlayan anılarını biriktirip
Kahkahalara satıyorduk
Öyle ya, yıllar sonra göz göze geldiğimizde seninle
Büyümüştük
En çok sesin yaşlanmıştı, ki en çok sesinden öpmüştüm seni,
henüz en ağır romanların yalayamadığı küçük ağzımla
Dedim ya; küçüktük, çok dillenip az dinlenmiştik
Sonuncusu bir eylül akşamıydı, tam üç kere sevdim seni
Ve bes kere öldürdüm ismini
İsmin ki; ölüme hiç yakışmayan bir yalan!
Ateş etmeyi de öğrendik şu hayatta, vurulmayı da ölene kadar
Ama insandık en nihayetinde, Tanrı dur diyor, acılar da bi yere kadar
Ne kadar yüzebilirsin o gemiye ulaşmak için,
kesilmişken nefesin
Ki yüzerken görmezsin sen; gemi senden hızlı gidiyor
Tanrı bana hiç mutlu şeyler söylemiyor!
Tanrıyla konuşmamak için saklambaç oynuyordum ben
Bazen saklandığım yerde sıkılıp uyuyakalıyordum
Uyuyunca geçer sanıyordum her şey
Geçmiyormuş,
Sadece bazen Tanrı acıyıp haline, biraz ısın diye üstünü örtüyormuş.
Elim, ağzım, yalanım, doğrum sobe!
Kaldırım taşlarında, büyük kollu adamlara sarılırken öğrendim;
bilmek ne kadar acıtır insanın içini
Bu yüzden insanlar üç maymunu çok seviyormuş
Yanıldım ey insan! En çok inandıklarım, en olmayanlarmış
Ne kadar öğrenmişsem, o kadar unutmuşum
ve hep gözüm kapalı inanmışım
Cahil de, yobaz de, sil at ya da kır kalemimi
Sen de konuş biraz ey insan, hep Tanrı’nın sesiyle vurulmak olmaz
Hiç olmadı deli de, gül geç
Ben nasıl olsa başka denizlere atacağım kendimi
Ama şimdi biri var,son kez ağzından düşüp boğazında yutkunmam gereken
Ve sesini son kez öpmem gereken biri var, hiç konuşmadan;
Ki ağzımdan vurulmuş cümlelerim
Ve en son agzinda görmüsler ismimi
Sorguya cekecekler seni
Son kez; kaç sevgili
pek şanslı hissetmekteyim ki bu güzelliği, yazarı halen hayattayken edinebileceğim.
okumaya ilk başladığım zamanlarda elimde kağıtlarla titreye titreye yatağıma az bağdaş kurmadım.
şayet bir yol varsa; o yoldan çıkmak için de, bir yolunu bulmak için de bu kadını bir yerinden yakalayın. yolunuz yaz dedi tanrı’dan ille geçsin. alın, başucunuza koyun.
çünkü iyi ki var, Dilek kadın.
www.dilekakin.net
Yildizlar düsüyorken ellerinden icime
Gecenin bilmemkaci, saatler hep aci
O kelimeyi ne cok söylüyorum simdilerde
Cok fazla dinliyorum o sarkiyi
Keske seni ilk gördügüm gün kadar güzel kalsaydin
Her sey o günkü kadar güzel olabilseydi
Kücücüktü ellerim..
Insanlar sürekli bir seyler doguruyor etrafimda
Sevgiler, yalanlar, agrilar, masallar
Suni sevgiler suni yalanlar suni agrilar suni masallar
Gercek kalan bir tek sen
Sadece benim bildigim bir gercekten doguyorum sana
Belki o gün karsilasmasaydik hic’e giden o otobüste
Simdi radyoda bu sarki calmasaydi belki
Ya da dün seni gördügümde kalbim sikismasaydi yine
Sana yalanlar susmasaydim!
Tam uyanmak üzereyken, gördügümün rüya oldugunu anlayip
Yine de bitmesin diye gözlerimi acamadigim an gibi
Ne kadar zorlasam o kadar cabuk bitiyorsun.
Suni rüyalar..
Ama o sarki böyle söylenmeseydi, belki.
Sarki da senin kadar suclu
Ben hep terziydim bu hikayede
Sen; hic dikemedigim sökügüm.
Her dikmeye calistigimda daha cok kanattigim.
Sessizliginde bogul!
O kadar cok ictim ki seni basim dönüyor
Kusabilseydim.
Sok parmaklarini bogazima hadi!
Kusa bilseydim söylerdim ama kus da unut dedi
Unut dedi sarki
Unut dedi kitap
Unut dedi odam
Unutgrileriunutgrileriunutgrileri
Sari, beyaz ve kirmizi renklerle ör saclarini;
Söyle! Tek renk gri degil görebilecegin
Hayir.
Bagir! Tek renk gri degil öpebilecegin
Hayir.
Sus! Tek renk gri degil ölebilecegin
Kusabilseydim!
Unutgrileriunutgrileriunutgrileri
Yine git o sehre.
Unutgrileriunutgrileriunutgrileri
Daha cok kitap al kendine
Unutgrileriunutgrileriunutgrileriunut!
Umut?
Türkiye’de kadın olmak üzerine yazıp, konuşup, tartışıyorum
uzun zamandır …
Kadın atalarımızın yaşadıkları ile şimdi’ki zamanda aslında değişen çok az şey var.
Kocası ya da sevgilisinden ayrılmak istediğinde öldürülen kadınlar, intihara zorlananlar, namus cinayetleri, babasına, kocasına,…
En sevdiğim kazağım gibi giydim üzerime
En sevdiğim kokun bulaşmış üstüne
Sabahın ağzında
Havanın en ayazında
En kalın eldivenlerim gibi giydim üzerime
Ayaklarım hep üşürdü gece
Ayaklarım üstünde ayakların gibi giydim üzerime
Yağmur yağıyordu
Bulut gibi giydim üzerime
Saçlarım fazla uzamıştı
Makas gibi giydim üzerime
Canım sıkılmıştı ve filmler hep aynıydı
Kapattım ışığı, bir müzik açtım
Hayal gibi giydim üzerime
Şarap gibi
Müzik gibi
Çok eski bir fotoğraf gibi
Bütün anılar güzelmiş gibi
Hep seni giydim üzerime
Giydiklerim çok yakışmıştı
Ve senin hiç haberin olmadı
Biliyormuşsun gibi
Seviyormuşsun gibi
İstiyormuşsun gibi
Giydim üzerime
Ölümler sayarak geciriyordum bir kirli geceyi daha. Ölmek ne zor isti. Kendimi öldürdügüm anlari say say bitmiyordu. Düsünmek yine cok pahaliya patliyordu.
Bir adam vardi mesela zayif, celimsiz, cirkin cogu zaman. Ama gülüsü hep güzel olan. O en cok kullandigim silahimdi. Üstelik sesi ölümüme ninniler okurdu hic uyanmayayim diye derin uykumdan. Ama ben en cok onunla ölmeyi severdim yinede.
Birkac güzel dost hatirliyorum yanimda, öldürmeyeyim diye onlari da hep biraz uzak durdugum. Ki ben kendimden bile uzak dururdum. Severim aslinda kendimi de dokunamam mahremime beni cok fazla öldürmeyeyim diye.
Ne zaman merhem olabildik ki kendimize?
Neyse ki hayal kurmak fazla pahaliya patlamiyordu bize. Bana ve kendime yani. O adama bir de. Ki ben sürekli ondan kurtulmaya calisan kücük bir kizdim. Ama hayallerimden kacamiyordum. Hatta sizofren olmaktan korkuyordum sabah aksam hayal kurmaktan. Hayal ile gercek arasinda kayboluyordum.
Ölümler diyorum. Ne zor isti ölmek. Nasil bir bilinmezlige itmekti. Hele öldürmek. Sen o kadar ugras, öldür o adami icinde. Sonra birden bire gözlerinde belirsin yüzü. Tabii hortlak görmüs gibi olursun! O kadar eminsin ki öldügüne. Sen yaptin o planlari. Yavas yavas, icine isleyerek, icinden kanatarak öldürdün onu.
Bazen böyle kendini bile taniyamazsin. Zaten kendini hic taniyamazsin.
Bir de bu kadar güzel sarkilar varken uyuyamazsin.
Böyle cümleler kurmak hic yakismiyordu bana. Kime sorsan öyle söyler. Öylesine baksalar bi bana, sen kim böyle cümleler kurmak kim derler. Bazen onlarin tanidigi gibi biri olmak istiyorum. Görmezden gelmek o kadar basit ki. Bu kadar düsünmeyen biri olmak istiyorum bazen mesela. Ama ben kolayi secemeyen bir ahmagim. Ve ahmakligiyla övünen bir deli. Bir de kalkmis delileri anlamaya calisiyorum!
Keske uyumak yerine ölseydik her gece. Her sabah yeniden dogardik belki. Ölmek de bu kadar korkutucu olmazdi belki. Ama bu kadar güzel sarkilar dinlerken ölemezsin.
Ölümün ilk günü fazla mavi olsun.
Ikinci günü bütün yasaklar sussun.
Ücüncü günü sana yaklassin.
Ve ölümün sen günü gelsin sonra.
Bütün dualar yerini bulsun.
Simdi bütün cocuklar her seyi unutup güzel hayaller kursun.
Yeni bir dönem basliyor. “Öteki” insanlar gün gectikce artiyor. Her tarafta yüzeysel insanlar, düsünmekten sıkılıp hayatın igrenc kurallarını benimseyen ve buna göre yasayanlar, a-politik bir durus, hissiz sevgiler. Bütün bunlarin coklugu “artık yeter” dedirtebiliyor bazı insanlara. Umut veriyorlar. Israrla “ac gözlerini” diye bagiriyorlar. Bu noktada kulagimiza en güclü cümlelerini fısıldayan güzel insan Ceyl’an Ertem’e tesekkur etmek istiyorum.
Pek de uzun olmayan bir süredir onunla tazelenmeye basladım. Bir yandan hemen her alt metnini kesfetmek, bir yandan cok sevdiginiz bir sarki hic bitmesin ister gibi yavas yavas, sindirerek inmek istiyorum derinlere. Ki simdiden her seyiyle sindi icime. “Gel gidelim uzağa, gel varalım bundan başkaya!” derken sesindeki o davetkarlik reddedilecek gibi degil. Zaten bir kere yüzmeye basladiginiz zaman o’nun sularinda nereye cekerse gidersiniz gibi geliyor. Tabii ki gidersiniz! Önünüze mükemmel ütopyalar seriyor. Hem de o kadar icten, o kadar samimi cagiriyor ki; onu sarki soylerken bir kere izleseniz kalbine girip bütün güzelliklerini yasayabilirsiniz.
Ceyl’an Ertem sesini yükselttiginde geriye söylenebilecek pek birsey kalmaz. Artik duygular konusur ve bazen gözyaslari eslik eder, bazen kahkahalar. Bir bakmissiniz onunla beraber sövüyorsunuz dünyaya; küfürsüz. Ve bazen asik oluyorsunuz onunla, kücük mavi adamlara. Siz hayretle onu izleyip dinliyorken, bu duygular nasil bu kadar icten dile getirilir diyorken o sizin hislerinizi coktan katmistir kendine. Ki onun cıglıgı yükselirken geceye; “gönül dagi yagmur yagmur boraaaaaan olunca” diye ruhunuz havalanir, astral seyahate cikarsiniz, mecazsız.
Istisnalarin hep üzüldügü bu zamanlar, kalbinizi yavasca yaran, yoran bir bicak iken, Ceyl’an Ertem’i anlamaya basladiginizda yalniz olmadiginizi farkedersiniz. Cünkü o zamane ötekilerinin en güclü seslerinden biridir. Iyi ki vardir. Hep olacaktir; bizimle, Sevgiyle… Hayati daha yasanılası kıldıgı icin en icten tesekkürlerimle. “Gökyüzü maviye döndü, dönüyor.”
Adimdan dusmek istiyorum. Adimdan dusup denizi ruzgar hiziyla yalamak. Herkes bir seyler soyluyor. Herkes benim hakkimda sacma sapan seyler soyluyor. Hayir! Kara meltemi degil. Bilmiyorlar hep denizde yasadigimi.
Kendimden doguyorum sevgili insan. Sizin sayenizde. Sizin dunyanin en sacma kelimeleriniz ve hic bir zaman dusunememeniz sayesinde kendimi doguruyorum. Dusuncelerinizi de alip gidin artik!
Beynimi kemiriyorsun sevgili insan. Senin ve annenin ve dedenin ve igrenc tabularinin seslerine tikadim aklimi. Artik yeter dedigim noktadayim ki cok duydum farkinda olunmayan yalanlari. Yeter artik dedim ve sustum bagirarak. Kosarak ve kacarak karadan sustum. Susmak ne cok sey anlatir bilir misin sevgili insan.
Biz satir aralarini görenler bu hikayenin bas kahramanlari olacak. Bir gün.
Ama simdilik tamamen anlasilmazim tarafindan sevgili insan. Ve cok sacma ben senin dusunmemene üzülüyorum. Siir okumayan adamlara, sarkilarin sözlerini duymayan insanlara üzülüyorum. Ben özgürlügü her zerresiyle reddeden insanlara kusuyorum. Artik sevemeyenlere, savaslarda ölen cocuklara, arzulariyla kör olmus, öldür diyen adamlara agliyorum. Ve cok sacma bütün bunlar sana zengin olma, güzel olma, istenen olma dertlerinin yaninda cok gereksiz geliyor sevgili insan. Hayir aslinda ben seni anlamiyorum!
Biz her kelimenin her harfinde ezilen, her harfi ezen insanlar anlasilir olacagiz. Bir gün. Ve asil o gün baslayacak yasamak arzusu.
Ama simdilik ölümler kusuyoruz sevgili insan. Ve kabuksuz yaralar aciyoruz kendimize.
Sen beni hep kan kirmizi hatirla.
Adimi yasiyorum. O gün gelene kadar ben kendimi denize atiyorum.
Sevgili insan…
02.12.12
05.50
Adini bilmedigim bir duygudan geliyorum sana. Tanismadim henuz yuzunle, ellerinle. Bilmiyorum sesinin tonunu. Kokunu bile duymadim mesela.
Senin ne guzel bir aklin var. Bak tanistim onunla. Birkac cumle kurdun bana. Ama en cok kendine kufur ettigin cumlelerden tanidik geldin bana. Butun satirlarini vurdun bedenimin sol ust, beynimin sag tarafina. Sen yazdikca gerildi dikislerim. Ki derindir butun yara izlerim.
Aglamasi imkansiz bir yasamdan geliyorum. Ben huzunleri gozyasiyla akitamiyorum. Belki de bu yuzden hep dislerimi sikiyorum. Ama bazen imkansizi basarabiliyorum. Mesela bunu en son senin sayende yaptim. Tesekkur ediyorum.
Duslerime zincir vurmak istedigim zamanlardan sesleniyorum. Her gece kafamin icinde ayni adama volta attiriyorum. Topuklariyla cigniyor bedenimi. Gulusu yankilaniyor her gece, kemiriyor beynimi. Diken diken olan tuylerimin uzerinde kosturabilecek kadar hafif agirlikta bir umudum var. Bir kasirganin ciliz bir mum isigini söndürememe ihtimali kadar az ve bir o kadar aptalca. Zaten ihtimaller bize göre degil, biliyorum. Ama ben son ‘dilek’ hakkimi kullanmak istiyorum.
Bir dusun izdusumunden geliyorum sana. Ah bilsen nasil sevdim o adami. Ki kendime yasaklamistim sana o’nu anlatmayi. Oyle bir dus ki bitmek bilmeyen, bana gercegi yasatmayan.. Ben her gece ayni dusten dusup ölüyorum. Sen bana yasamim diyorsun, ben her gulusumde biraz daha ölüyorum.. Sana bunlari niye anlattigimi bilmiyorum. Ama beni icimden tutarak, en icten anlayacagini biliyorum. Ki adini bile bilmezdim bir kac yil once. Simdi seni hic tanimadigim bir yerden ve cok icten, seviyorum.
Gece üç.
Içiyoruz seninle karsilikli. Tanrim! Konusacak ne cok konumuz varmis.
Sen icki sevmezsin pek. Ben severim ama.
Iciyoruz.
Sen icki iciyorsun, ben seni. Tanrim! Ben hic bu kadar sarhos olmamistim!
Her sarhos olusumda deliren cesaretim kicima kacmis olmali. Yoksa simdi opusuyor olurduk.
Sen surekli konusuyorsun. Sacini duzeltiyorsun bazen. Bi de guluyorsun. Gamzelerinin ellerini kafama gecirmis, guldukce sacimi cekiyorsun.
Ama senin gamzelerinde hep bi cocuk korkusu, senin gamzelerin sonbahar kokusu ve bazen yagmurun tortusu. Gazel renkli gamzelerin…
Ölmüyorsun ama! Sen ne yapsam, neler anlatsam da siktigimin beyninde ölmüyorsun!
Tanrim! Ben hic bu kadar katil olmak istememistim!
Bi de benim az konusmamdan yakiniyorsun. Tabii konusmam! Durdugum her an dudaklarinda yasamanin hayalini kurmak varken.
Dudaklarinda yasamak! Dudaginin ust katinda kucuk bir evim olsun. Alt kati bahce, gözlerin bana kitap okusun, bahcemde.
Tanrim! Ben hic birinin dudaginda yasamamistim!
Gece dört.
Iciyoruz halâ. Ve konusuyoruz
Ve ayni yerlerde oturuyoruz
Halâ.
Yine sevismedigimiz bir gece daha bitmek uzere. Pia’yi anlatiyorum ben sana. “Ellerini tutabilsem Pia’nin, ölsem, eksiksiz ölürdüm!” En cok bu dizede kaniyorum.
Herkesin bir Pia’si vardir diyorum. Soyluyorum iste! “Benim Pia’m ol” desene!
Tanrim! Ben hic kimsenin Pia’si olmadim.
Cunku ben bi’tek onu…
Tanrim! Cok israrciyim diye mi cezalandiriyorsun beni?
Ama ben isterdim Tanrim! Yemin ederim isterdim beni cok seven o cocuga boyle bakabilmeyi. Ben salak miyim Tanrim, her gece ayni kahramanlarin farkli hayallerine inandirmak istiyeyim kendimi!
Bir sizofrenin rolunu calmisim hayatimin bu perdesinde. Tanrim! Ben hic hirsiz olmamistim!
Sabah alti. Ya da yedi.
Bir hayalden yuzume su dokulerek uyandirilmis gibiyim!
Tanrim! Ben hic…
Artik gercegi uyumaliyim…
-Nasılsın?
-Perhan gibiyim.
Göğsünde, önceden güzel de şişen
iğne batırılmış dev bir balon ve “slow motion” hava patlıyor sevgili izleyenler
İz sürenler, izsizlikten şaşkın
bir yol yok
ekmek parçalarını yemiş kurtlar
yanılacak o kazanda harlayan
karşı bir uzaktır, oraya karşı diyenden zarar gelmez
sarhoş Perhan gibiyim
Usu nerde ayyaş gibiyim
Dünya ölüyor, kalleş gibiyim
Sevdiği her şey uzak
attığı adım tuzak
eve aç
yalan bir duvarı tırnaklayan
duvarlar neden vardır
tütüne takas ciğerlerim
şurdan hiç bi kimse uzatır mısınız
ben hiçbir şeyde hissesi olmayan berduş gibiyim
Haksız, cahil gibiyim
Bir şık gibiyim
Alternatif bol, dar gönül
kaç şişe, çok dal, hayranı flunun, ağır ağlar
korkar gibiyim
Acelesi yok, tembel gibiyim
Kulenin etrafı zehirli ot, yaşlı ejderha
alev almaz buzdan kalp
kızın saçları yetmez henüz yükselişe
bu masalın prensesi başka
düşüşlerden düşüş beğenir kral
uçurumun kenarı olmaz, bakarsan düzlük cihan
kızların kılıcı yoktur, düşmana karşı gelecek büyüleri ve
balığı yakalamak için, onu kandırmak zorunda gibiyim
Balık sevmez, çaresiz gibiyim
Yer bilmez, ıssız gibiyim
Söz bilmez, dilsiz gibiyim
İstese de gidemez, bulamaz gitse, bitse tükenmez
Yar benim değil
kasap seyreden köpek gibiyim
Kelam bilmez, yazmaz gibiyim
Kan kusar, gülmez gibiyim
Duymak istemediklerini sormaz, laftan anlamaz, bir kez yanında oturmak için
dünyaları ve dünyalar senin yanında hiç tanedir
her şeyden geçecek gibiyim
Çıplak ayak çingen gibiyim
Allah rızasına muhtaç gibiyim
Kesseler acımaz, hissiz gibiyim
Sessiz tavanlar, kör hayvanlar, çöp halılar, ucuz satırlar
Anlaşılmaz şair gibiyim
Bir gülüşüne kurban
haysiyetsiz, soytarı gibiyim
Monarşik düzülmüş aşık gibiyim
Dimağına hasret, öksüz gibiyim
Ben olmasam ne olur
Sen iyi ol, yeter, gibiyim.
(Source: mayoneziseverim)
Bir kadın çığlık attı uzaktan
Ve ağlamaya başladı bir adam
Yarasını sarıyordu bir kadın, uzakta
Canı acıyordu yanındaki adamın.
Çok değildi istedikleri
Hayatın küçük bir köşesinde,
Mümkünse fazla görünmeyen bir yerlerde
Küçük bir oyun alanı yaratmak kendilerine
Ama hayır! Hayatla ölüm arasındaki o ince çizgide
Tam şuan durdukları yerde yani
İkisi de tahmin etmemişti burada kalabileceklerini
Zaten kim isterdi ki kalmayı
Ölüm ile hayat arasında…
Ölüm neydi sahi?
Ölümle ilgili ne kadar konuşan vardı
Kimse ölüp geri gelmiş miydi
Bazı insanların tecrübe edilmiş yarası mıydı ölüm
Yoksa sadece küçük bir kız çocuğunun kurtuluş düş’ü mü
Acaba düşmek miydi ölüm hayattan
Hayat ölümden beter miydi sahi?..
Tüm bunları düşünürken
Üstelik henüz hayattan düşmemişken
Gözünden düştü kadın, adamın
Yarasını da saramamıştı henüz
Kanıyordu kadın, üstelik kan tutardı onu.
Kana kana susardı kadın.
Adam hep konuştu…
Dilek Akın’a Açık Mektup
Ben korkarak büyüdüm kadın. İnandırıldığım şeylerden korkarak. Büyümekle inançların yerle bir olmasının doğru orantılı olduğunu öğrendim. Bindiğim dalları tek tek kestim. Her kestiğimde yüzüstü düştüm…
Ben ölümü susarak büyüdüm kadın. Ölümden uzaklaştığım her adımda ona yaklaştım. Büyüdükçe ölümü keşfettim, ölümü keşfettikçe seni. Ölümün derinliğini senin devrik sularında öğrendim. Ben seni yüzdüm kadın! Çok kez yuttum tuzlu suyunu. Genzim yandı, gözlerim yaş’ardı kadın. Kafatasım patlayacak kadar acıdı karşılaştığım üstü kapalı gerçeklerin basıncından. Gerçeklerin üstünü açıp gerekçeleri sıkıca kapattım. Gerçekler… Onlar çıplakken güzeller. -Onlar çıplakken üşürler- Ama üşümenin ayılttığını tüm gerçekler bilirler!
Ayılmayı öğrendim kadın. Sarhoşluğumun ağzı bozuldu…
Düş’tüm; yara izlerim senden kalma. Razı gelmiyorlar kabuk bağlamaya. Ki iyileşir kabuk bağlayan yara. Ben iyileşirsem neye tutunurum kadın? Ki düşülecek çok düş var daha.
Demem o ki kadın; d’üşür beni öldüğün yerden! Hiç öpme açtığın yaraları. Kaleminin mürekkepsiz ucuyla kazı parmak uçlarıma içini. Daha çok kanat kadın, daha çok ağlat. Ağlayacaksam, değecek şeylere ağlamalı. Ki sen anlarsın mecazlarımı. Aynı yerden sevmişiz o kadını; “gözyaşlarımızın tadı aynı!”
Islanan hayallerimi asıp kurutuyorum şu günlerde. Yağmur dinmiş. Güneş ‘yine gideceğim’ der gibi doğsa da aldırmıyorum. Sen geldin ya.. Hüzünleri erteliyorum şu günlerde.
Kulağımda dolaşan renkli bir melodi. Baharın güzelliğinden mi senin güzelliğinden mi bilemem. Ama umursamıyorum artık nedenleri. Bazen sonuçlar korkutuyor beni.. Aslında sonlar hep korkutur beni. Ben alışığım ya ıslak demirlerin soğukluğuna, silik fotoğraflara. Yalnızlık korkutmaz ya beni aslında. Çekip giden herkesi haklı bulurum da. Ben hep mi haksız olurum giderken. Ve her solukta içimde büyüyen kaçma isteğini bir kenara bırakıp alışabilir miyim kalmaya diye korkarım.
Ama bu sefer sen öyle bir kal ki ayaklarım utansın gitmekten. Sen öyle güzel bak ki, onların bakışlarını göremeyeyim bu sefer. Sen öyle bir dokun ki tenime, nefesini öyle güzel gezdir dudaklarımda. Dilim utansın hoşça kal demeye. Gözlerine baktığımda eksiksiz ürpersin içim. Başkalarının gözlerine mesken olmasın keşkelerim artık. Bütün arzularımı sende biriktireyim.
Çünkü ben yalnızlığımı özlemekten yoruldum. Durup durup çocukluğumu düşlemekten sıkıldım. İlk aşkın artık benim olmayan kekremsi tadını silmekten yara oldu dudaklarım. Dudaklarımın çirkinliğinden sevmeye utandım. Gözlerim hep bir şeyi arar gibi baktığından gözlerimi kaçırdım herkesten. Ben her özlediğimde yalnızlığıma sığındım. Artık yalnızlığım sen ol istiyorum.
Islanan hayallerimi asıp kurutuyorum şu günlerde. Yağmur dinmiş. Parmak uçların dokunmuş saçlarıma. Tenime kokun sinmiş. Sen geldin ya bütün umutlarım maviye boyanmış. Birikmiş keşkeleri temizliyorum şu günlerde. Düşlerim sana nasıl da açmış…
Her seferinde gülüşün diyorum biliyorum. Artık gülmekten vazgeçersen belki susabilirim.
Ama sen bana inat her fotoğrafta biraz daha gülüyorsun. Sen fotoğraflarda gülmezdin halbuki. Son fotoğrafında öyle bir gülmüşsün ki. Bana değil. Yanındaki çirkin kıza gülmüşsün. Anlatabiliyor muyum? “Ben güzelim, kadınlar berbat. Neden buna gülmezsin, neden hep mutsuzsun?” Diyor sevdiğim bir kadın sevdiğim bir şarkıda. O diyor ama. Benim nedenlerim öldü artık. Nedenlerimin katili oldun. Sahi sen katil olabilir miydin? Pekâla olursun aslında. Sen gülüşünl- Hayır bu cümlenin devamını getirmeyeceğim. Bir sonraki cümlenin de. Hatta bu paragrafında.
Aklıma yeni bir fikir geldi. Artık katil ben olacağım. Kimin katili olacağım farketmez. Ama içime saldığın bu orospu çocuğu duygularla herkesin katili olabilirim. Sanırım artık seni görmemeliyim. Görmediğim zaman normalleşiyorum zaten. En fazla birkaç yazılık, birkaç rakılık acıyorum. Sen yanımdayken noluyor bilmiyorum. Buram buram sen kokuyorum. Kokular unutturmaz bilirsin. Sonra bir de direğini sızlatıyor o koku burnumun. Ama ağlayamıyorum. Herkesin yanında ağlayamam ben, onu da bilirsin. Benim hakkımda ne çok şey biliyormuşsun. Bu aslında kötü birşey. Çünkü biz her yanyana geldiğimizde öpüşmek dururken sürekli konuşuyoruz. Bok var sanki hiç susmadan konuşuyoruz. Çünkü biz iyi arkadaşız. Ben seninle iyi arkadaşcılık oyunu oynarken sen bunu fazla ciddiye alıp gerçek zannettin sanırım. Sen gerçek sandığın bir oyunun içinde yaşarken ben oyunu sürdürmek zorunda kalıp gerçekle tanışamadım. Hangimiz daha sefiliz? Ama gözlerinin içine bakıyorum. Çok sakin oturup gözlerinin içine bakıyorum be adam. En ağır aptallar bile anlar sarılıp uyumak istediğimi. O kadar bağırarak bakıyorum. Sen aptal değilsin biliyorum. Ama beni istememe ihtimalini kabul etmeyeceğimden aptal olarak alıyorum.
Neyse gülüşün diyordum. Ama artık dememeliyim. Fonda bir kadın “ölsem damarlarında” diye bağırıyor. Yine sabah oluyor.




